——————————————————————————–

Funda AKYURT

Her zamanki gibi bugün de avucumuzun içinden kayıp gidiyor zaman…Çabalıyor, tutamıyoruz ya da gücümüz yetmiyor geçen zamanı geri getirmeye… Çabalamanın verdiği yorgunlukla çevremize bile bakmadan uzanıyoruz sessizce yatağımıza.Zamanın bize kurduğu renkli dünyada dalıyoruz hayallere. Bizi eline alan bu dünyada siyahı ve beyazı ayırt edemiyor, bize neyin zarar verebileceğini kavrayamadan seçtiğimiz yolda ilerliyoruz. Bütün gece bunların içinde kayboluyoruz farkında olmadan.Bize yaşattığı bu karmaşadan sonra zaman, derin bir nefes alıyor ve bizi izlemeye devam ediyor.Bizse, bizi esir alan bu kapanın ve hayallerin içinde kayboluyor, hayatın sadece bunlardan ibaret olduğunu ve bizi sadece bunların mutlu edeceğini düşünüp duruyoruz.Elimizdekilerle yetinmeyi bilmiyor, gözümüze bir gibi görünen ulaşılmaz olana uzanmaya çalışıyoruz.

Bir gün hayallerimizin peşine gidecek olsak zamanın getirdikleriyle; kalbimizde nefret, gözlerimizde kin ve kazandırdıklarıyla; yeni elimizde boş bir bavulla gideceğiz gittiğimiz yere.

Uykusuz geçen gecelerden sonra yeni bir günü yaşamaya hazırlandığımız sabahlarda, bizi nelerin beklediğinden habersiz açıyoruz gözlerimizi. Hayata korkarak baktığımız pencerenin önüne geldiğimizde çekingen bir çocuk gibi doğan güneş yaşadığımızı fark ettiriyor bize. Korkarak yaklaştığımız hayat penceresini küçük de olsa bir umutla açıyor, mis gibi kokan havayı içimize çektiğimizde yaşadığımızı fark ediyoruz.Bir anlık da olsa zamanın bizi aldattığını unutuyor ve hayata sımsıkı sarılıyoruz.Zamanın getirdikleriyle değil, aldığımız derslerle yaşamaya devam ediyoruz.

Her şeyin farklı olacağını düşünüp kabuğumuzdan sıyrılıyor ve günü dolu dolu yaşamaya hazırken avucumuzu sımsıkı tutuyoruz.Bir daha açmamacasına.