Yurdumuzda ve Orta Asya’da Nevruz Kutlamaları

Farsça nev (yeni), ruz (gün) kelimelerinin birleşmesinden oluşan ve yeni gün anlamına gelen nevruz; Mart ayının 21. gününe rastlayan, gece ve gündüzün birbirine eşit olduğu güne verilen bahar bayramının adıdır. Güneşin “koç burcu”na girdiği gün olan miladî 22 Mart, rumî 9 Mart’a rastlamaktadır. Özbek, Kazak, Uygur, Türkmen, Kırgız, Tatar, Azerî, Çuvaş ve Yakut Türkleri arasında Ergenekon’dan çıkış günü olarak idrak edilmektedir. On iki hayvanlı eski Türk takviminde yılbaşının 21 Mart’a tekabül ettiğini biliyoruz.

şu kelimeler ile anılır: Nevruz, Navruz, Novruz, Sultan-ı Nevruz, Sultan-ı Navrız, Navrez, Nevris, Naorus, Novroz, Navrıs Oyıx, Nevruz Norus, Ulustın Ulu, Küni, Ulusun Ulu Günü, Ulu Kün, Ergenekon, Bozkurt, Çağan, Mart Dokuzu, Mart Bozumu, Nartukan, Nartavan, Isıakh Bayramı, Altay Ködürgeni, Bahar Bayramı, Yörük Bayramı.

Bir toplumun fertlerini birbirine bağlayan, aralarında bir dayanışma, bir âhenk meydana getiren unsurlar o toplumun kültürünü oluşturur. Milletlerin yaşadığı medeniyet dairesi, o milletin kültürü üzerinde belirleyici rol oynar. Geniş bir coğrafyada, ayrı bölgelerde yaşayan Türk topluluklarını ortak kültür ve değerler sistemi ile birbirlerine bağlayan bu bayram, aynı zamanda bu toplulukların mizaçları arasındaki ortak noktaları fark etmelerini sağlayan bir kültür havzası oluşturmaktadır. Nevruz, millî kültürümüz içerisinde birlik ve beraberlik sembolü olarak muhafaza ettiğimiz önemli bir kültür mirasımızdır.

Anadolu kültür coğrafyasında tabiatı hayatına rehber edinmiş ve konar-göçer bir hayat tarzı ile tabiatla iç içe yaşayan insanımızın baharın gelişini, toprağın yeniden insanın hizmetine girmesini önemsemesi ve bugünü bir bayram sevinciyle kutlaması, Nevruz’u bir bayram olarak günümüze kadar taşımıştır.

Nevruz Bayramı’na tekabül ettiğine inanılan, Ergenekon’dan çıkış, Oğuz Han’ın düşmanlarına galip geldiği, Hz. Âdem’in yaratıldığı çamurun yoğrulduğu, Hz. Âdem’in Hz. Havva ile Arafat’ta buluştuğu, Hz. Yusuf’un kuyuya atıldığı, Hz. Musa’nın Mısır’dan ayrıldığı, Nuh Tufanı’nın sona erdiği, Yunus Peygamberin balığın karnından dışarı çıktığı, Hz. İbrahim’in ateşe atıldığı, Peygamber Efendimize peygamberlik görevinin verildiği, Hz. Ali’nin doğduğu, halife olduğu ve Hz. Fatıma ile evlendiği gün gibi çeşitli olaylara tarih olarak düşülmüştür.

Nevruz, toprağın, suyun, havanın değiştiği günün, yani cemrelerin bayramıdır. Kuruyan ağaçların yeşillendiği, göçmen kuşlarının döndüğü, bir adı da “Nevruz çiçeği” (Nevruz gülü) olan çiçeğin çıktığı bir gündür. Bu çiçeğin Latince’deki karşılığı, Iris stenopylla, Iris persica, Iris galatica, Iris caucasica, Iris psendocaucasica’dır. Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde çeşitli adlarla anılan bu çiçeğin halkımız tarafından bilinen adları şöyledir: Noruz gülü, çiğdem, kardelen.

sayılı günlerden biri olarak kutlanmıştır. Nevruziyye adı verilen bir macun veya tatlı yemek âdet olmuştur. Padişahlara nevruz münasebeti ile, donanmış atlar, murassa silahlar ve pahalı kumaşlar gibi hediyeler verilirdi. Bunlara “Nevruziyye Pişkeşi”denilirdi.

Nevruz Türk Edebiyatı’nda işlenmiş konulardan birisidir. Nevruz dolayısıyla yazılan kasidelere Klâsik Türk Edebiyatında Nevruziyye adı verilmiştir. Yine Nevruznâmeler ve Bahariyeler de aynı konuyu işleyen eserlerdir. Nevruziyyelerden örnek vermeye çalışalım:

“Gurre-i câh ol kadar sultân-ı gül kim korkaram

Hârdan bülbüller ister hûn-behâ Nevrûz’dur”

(Gül sultanı o kadar saltanatına mağrurdur ki, korkarım, bugün adâlet günü Nevruz olması hasebiyle, bülbüller gül dikeninden isteyeceklerdir.) Bu beyit Nâilî’nin, Cemşit’in Nevruz’da yürürlüğe giren adâletine işaret ettiği bir beyitidir.

Ahmet Paşa’nın, takvimlerde Nevruz’a hassaten işaret edildiğini belirten, aynı zamanda bahardaki gül-bülbül ilişkisini gösteren şu beyiti de dikkate değer:

“İyd-i Nevrûz’u görüp gül defterinden andelîb

Hoş duâ vü medh okur şâh-ı zaferyâb üstüne”

(Bülbül, Nevruz Bayramı’nı gül defterinden, yani takvimden görüp(öğrenip), zafer kazanan Şah’a hoş duâlar okur, ona medh ü senâlarda bulunur.)

Bâki’nin, nevruzdaki terennümler münasebetiyle, mûsikî terimlerini peşpeşe kullandığı beyiti ise şöyledir:

“Başladı gülşende mürg-i hoş-nevâ Nevrûz’dan

Şah-ı gül bezminde taksîm itdi bir garrâ gazel”

(Güzel sesli kuş (yani bülbül), gül bahçesinde nevruzdan dem vurmaya başladı; gül padişahının meclisinde bir güzel gazelin taksîmini yaptı, bir güzel gazel terennüm etti.)

Nevruz ile ilgili kutlamalar Halk Edebiyatımıza da tesir etmiştir. Nevruz ile ilgili çeşitli şiirler yazılmış, deyişler, türküler, mâniler, bilmeceler ve atalarsözü söylenmiştir. Bu bakımdan Nevruz, edebiyatın her iki kolunu da birleştiren bir kültür ögesidir.

Sözleri Âşık Veysel Şatıroğlu ve Muzaffer Sarısözen’e ait Şarkışla türküsünde çiğdem, lâle, sümbül ve nevruz çiçeklerine kişileştirme yapılmıştır. “Çiğdem der ki” adlı bu şiirde, çiçeklere bir ruh kazandırılarak, onların âleminden insanlara seslenilmiştir. Bu türkünün son bölümünde Nevruz anılmıştır:

“Nevruz der ki ben nazlıyım

Sarp kayalarda gizliyim

Mavi donlu gök gözlüyüm

Benden âlâ çiçek var mı

Çayır çimen dolu dağlar

Yarim gurbet elde ağlar.”

Nevruz günü, halk dilinde çedene olarak bilinen keten veya kenevir tohumu sac üzerinde hazırlanıp dağıtılır. (Bu âdet bilmece olarak şu şekilde karşımıza çıkıyor: “Sac üstünde çatdayar, Ovucdan ovuca atdayar (Govurga).” Çedenenin türküsündeki şu dörtlük insanlarımızın zihninde yer etmiştir.

Çıt çıt çedene de

Sar bedeni bedene

Dünya dolu yar olsa da

Alacağım bir tane

Çiğdem çiçeği bir tekerlemede şu şekilde karşımıza çıkıyor:

Çiğdem çiğdem çiçecik

Ali Baba gökçecik

Çiğdem geldi kapıya

Yağ çıkarın yapıya

Yağ olmazsa bal olsun

Oğlum, uşağın sağ olsun

“Nevruz”un Türk musikîsinde makam adı, bazı bölgelerimizde yer adı ve pek yaygın olmamakla birlikte şahıs adı olarak kullanıldığını da görüyoruz.

Nevruz Bayramı’nın bir hazırlık dönemi vardır. Evlerin yıkık yerleri onarılır, boyanır. Evde genel bir bakım yapılır. Bahar temizliği yapılır. Çocuklar ve yetişkinler en güzel elbiselerini giyerler. Mezar ziyaretleri yapılır. Eş-dost, akraba ziyaretleri yapılır. Anadolu’da Nevruz zamanı kırlara çıkılarak, baharı karşılama geleneği süregelmektedir. Bugünde beraber yemek yenir, yapılan yemekler konu komşuya, özellikle yoksullara dağıtılır. Oyunlar oynanır, ezgiler söylenir. Ateş üzerinden atlamak, niyet tutmak, fal bakmak, mâniler söylemek, uçurtmalar uçurmak, diğer mahallî eğlenceler arasında yer almaktadır.

Bugün Anadolu’da bir kısmının canlılığını ve sürekliliğini yitirdiği sportif oyunlar da nevruz eğlenceleri arasında zikredilmektedir. At yarışı, Cirit, Gökböri, Güreş, Atıcılık, Sinsin ve Kılıç Kullanma bunlara örnektir. Nevruzla ilgili eğlence ve uygulamaların hepsinin temelinde baharın canlılığı ve hareketliliği mevcuttur.

Bayramları birlikte kutlamak bir sosyal fayda prensibini de beraberinde getirmektedir. Bayramların özündeki sevgi, kardeşlik ve yardımlaşma ilkeleri Nevruz’un da temel prensibini oluşturmaktadır.

Sonuç olarak Nevruz, Türk toplulukları ve komşularımız arasında yaygın olarak kutlanan geleneksel bir bahar bayramıdır.

Nevruz Bayramı’nızı kutlar, ülkemizin birlik ve beraberliğine vesile olmasını temenni ederim.
——————————————————————————–

İbrahim YURTOĞLU
Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni