——————————————————————————–

Esin SAHIN

“Hani her bende sen vardın da/Hiçbir sende ben yokum ya…” İşte bu mısraları her okuduğumda, annemin babama olan tutkusu geliyor aklıma ve babamın bu tutkuya verdiği karşılık.

derler ya hani; onu görünce çivilenirsin olduğun yere.Onun sesini duyunca gülümsersin elinde olmadan… Gözlerine bakınca hiç kırpmazsın gözlerini, bozulmasın diye. hastalığı. olan . Annem de bu hastalığa yakalanmıştı. İlâcı da babamdı.Babam için,Türkiye üçüncüsü olarak girdiği fakültenin matematik bölümünden vazgeçmiş, eğitimi hayatından silmişti. Ama babam, sadece kendini bunlara karşılık mecbur hissedip onunla evlenmişti.Yıllar boyunca alışkanlık olarak sürdürdüğü ilişkisini ben on dört yaşına gelince bitirmeye karar verdi.Çünkü o da artık hastalığın kamçısına takılmıştı. Kamçının sahibini görünce bir daha ayıramamış gözlerini ondan.Yüreği atmaz, elleri tutmaz, beyni vücudunu yönetmez olmuş.Onu anlatırken gözlerinin içine baktım ki oradaki güneşin güldüğünü gördüm. Bu güneş, babam benimle iken ilk ve son gülüşünü gösterdi bana.

Babam 4 gün sonra eve gelip, eşyalarını topladı ve bizi –sadece misafirler geldiğinde kapısının açıldığını; koltukların halıya, halının örtülere ahenkle bağlandığı bu odaya çağırdı.Misafir odasına ilk kez babamla konuşmak için geliyorum.Odanın ışığını açınca kara bulutlar hemen gözüme çarptı. Sanki bir fırsat bulup da tüm yaşlarını üstümüze boşaltmak için sabırla bekliyorlardı. Sanki dünya benim elimdeydi. Aslında tuttuğum kalbimdi.Evet evet kalbim. Artık elimde taşıyordum onu. Kabul edecek birini bulsam hemen verecektim.Hızla atıyordu kalbim.Şaşkındı ama emindi bu gidişin kötüye olduğundan. Ben bunları düşünürken babam başladı söze.“Bu ilişki böyle gitmeyecek ne bu çocuğa ne de kendimize eziyet edelim.Boşanma davasını açtım.”

Bu kadar basit miydi bir evliliği bitirmek?Boşanmak ne demek ki?On altı yıl yaşadığın insanı silmek, geçmişi yok etmek mi?Yoksa gelecek zamanda geçmiş zamana dönüp, sil baştan başlamak mı?Ya da beyinde ölüm, yürekte ölesiye yaşatmak mı?Boşanınca ne olacaktı?Ben ne olacaktım?Kim anam, kim babam olacaktı?Yoksa bende mi sizinle geçmişi ve sizleri silecektim?Hayır bunu yapmayacağım. Yapmak istesem bile yapmayacağım. Çünkü ne siz benim alışkanlıklarımsınız ne de mecburiyetler… hani beni hep bir çiçeğe benzetirdiniz ya işte siz o çiçeğin toprağı, havası, suyusunuz. Bunu benden beklemeyin.

Bütün bunları tek celsede boşandıkları güne kadar düşündüm.Salı gününe kadar.Lânet olası salı günü, artık benim için silinmişti takvimlerden.Tüm salı günleri, hayatımın en karanlık günleri…

Sonra babamın yanında kalmam gerektiğini söylediler.Onun ve eşinin yanına taşındım.Sadece bedenimin yaşadığı bu evde ne ben ne de ruhum vardı. Sadece ben görünümlü bir başkası…

Ruhum boşluktaydı.Bu boşluğu birinin doldurması gerekiyordu. Ama asla akrabalar olamazdı.Çünkü tam anlamıyla denizine küsmüş martı gibiydim.Dalgalar üstüme üstüme geliyordu.Arkadaşlarım ise beni anlayacak olgunlukta değillerdi. Sadece o hariç. Onunla acılarımı paylaşmaya başlayınca, yavaş yavaş benliğimi buldum. Ama onu, tüm aile yanlış anlamıştı.O benim dostumdu.Can dostum.O anda dalgalar, beni arasına aldı ve sanki öldürmek istercesine hırpaladı.Canım acıdı, yüreğim daraldı, boğuldum ve tek sonuçsuz çözüm olan göz yaşlarıma tutundum.Göz yaşlarımı gören babam, “Bir kez bile dağılan yuvana ağlamadın. Ama hiç olan biri için kendini paralıyorsun, yazık, çok yazık.” diye bana nefretle baktı.

Ne kadar yanılıyorsun baba. Ne kadar yanlışsın.Bugüne kadar hep ailem için ağladım.Döktüğüm gözyaşlarım hep senin uğrunaydı. Ama seni hatalı bulmuyorum.Çünkü artık senin için alışkanlıktım. Yakandan düşmeyen kötü alışkanlık. Tırnak yememe kötü alışkanlık derdin ya şimdi anlıyorum ne demek istediğini. Ama senin gibi devam edeceğim baba.Ne zaman ki elimi tutacak birine rastlarsam, o zaman bitireceğim bu alışkanlığımı.

Bu evde, bu kadının yanında kaç kere saçımı okşayıp, derslerimi sordun?Kaç kere gözlerimin içine baktın?Kaç kere bana sevgiyle yaklaştın?Hayatımdan annemi sildim. Ama dostlarımı asla. Onları da yüreğime hapsetmeyeceğim.

Ben senin güneşini doğdurdum. O güldürdü. Babacığım ben güneşimin olup olmadığını bile bilmiyorum. Gözlerime bir gün baksaydın, oradaki yıldızsız geceyi görebilirdin belki.