YAŞAMAYA İKİ YOLCULUK
YAŞAMAYA İKİ YOLCULUK
Sürü (1978) ile GüneÅŸe Yolculuk (1999) birbiriyle karşılaÅŸtırırsak ilgin. Paralelliklerle ilginç çatışmalar içererek Türkiye’nin son çeyrek yüzyılını anlamak için önemli sonuçlara varabiliriz. Birinci ortaklık ürünün hazırlanış, senaryonun hazırlanış sürecinin “nesnel araÅŸtırmalara” dayanmasıdır ve kollektif bir çalışmayla ortaya çıkmışlardır. İkinci ortaklık iÅŸe aynı toplumsal zemin içinde iki kültürün çatışması üzerine kurulmuÅŸ olmalarıdır. Üçüncüsü bu kültürleri ana topraklarına yapılan yolculukla ÅŸekillenmiÅŸ olmalarıdır. Bunlar öykünün kuruluÅŸunda sürecindeki yakınlıklar; ama Sürü’de GüneÅŸe Yolculuk’ta ne öykülerine indirgenebilir nede yapıldıkları dönemin genel yapısına sığdırılabilir.
İki filminde sinema tarihimizdeki yeni siyasal sinemanın ürünleri olarak anlaşılmış ve toplumsal etkileri böyle olmuş olan filmler ise de çok farklı iki özellikleri incelenmeden geçilemez.Nedir bunlar ?
1- İki filmde anlattıkları öyküye sığamayacak kadar büyüktürler ve yaşadığımız tarihsel sürecin tanıkları olabilecek kadar da gerçekçi ve güçlüdürler.
2- İkincisi ise egemen sinemanın yapısını tersine çevirecek, bir anlamda onun genel iÅŸleyiÅŸ biçimlerini kırarak “yeni bir estetiÄŸin, yeni bir düşünceyi” içeriden kurabilmeleridir. Peki nedir egemen sinemanın yapısını ve nasıl yansırlar topluma. “Egemen sinemanın (ticari, populer sinemanın ) siyasetle iliÅŸkisi dolaylı olmuÅŸtur. Bunun çok temel bir nedeni vardır. Egemen sınıf bağımlı konumdakilerin siyasallaÅŸmasını istemediÄŸinden, kendi ideolojisini bağımlı kesimlere dolaylı yollardan, farkettirmeden ve rafine (ham), sofistike (karmaşık) yöntemlerle benimsetir. Yüzyılımızın ürünü olan sinema büyük ölçüde bu amaca hizmet etme iÅŸlevini yüklenmiÅŸtir. Bu nedenle siyasal diye nitelenen sinema egemen sinemanın içinden çıkmamıştır” diyor Sinema-TV’de öğretim görevlisi Erhan Yılmaz Sinema ve 1968 kitabında. İğreti bir örnek verirsek “ABD Vietnam’da yenildi mi” diye (bir ÅŸaÅŸkınlıkla sorulmuÅŸ bu soru, gerçekten sorulmuÅŸtur) bir etki gösterir Silvester Stallone’un Rambo filimleri ama bunları kimse siyasal sinema olarak incelemez. Solun-solcuların-sosyalistlerin bir mücadele alanıdır bu egemenlik. İşte Sürü’de GüneÅŸe Yolculuk’da doÄŸrudan siyasal filimlerin yapısına bürünmeden bir öykü üzerine kurulu anlatılarıyla toplumsal tarihe tanıklık yaparak- yapabilerek kendiliÄŸinden topluma yansıyışıyla siyasallaşır; bir anlamda süreç tersine çevrilir. Birincisinde destansı bir atmosfer, ikincisinde çoÄŸunlukla yalın bir gerçekçilikle “çağımızın vicdanının” bir parçası olurlar. Ve bir kezde yalın-tarfsız bir bakış sınıf mücadelelerinin yoÄŸun ve keskin yaÅŸandığı bir toplumsal hayatımıza, siyasal mücadelelerin safları netleÅŸtirdiÄŸi bir atmosfere eÄŸildiÄŸimizde bu topraklar “UMUT” fışkırmaktadır.
Peki aaradn geçen onyıllar perdeye yansıyan toplumsal hayatta neleri deÄŸiÅŸtirmiÅŸtir, bu soruya yanıt aradığımızda deÄŸiÅŸimle ve umut aranışlarında da gündeme gelecek ” bir tarih-bizim tarihimiz-bizim mücadelemiz yatıyor”. Umut’da çıkışsız bir insan faytoncu Cabbar’da düzenin bize layık gördüğü çıkışsızlık ve akıldışıdır. ArkadaÅŸ’ta yozlaÅŸan düzenÅŸn soÄŸuk bir fotoÄŸrafı ve yüzünü mücadeleye dönen bir aydındır. Mücadele ise militanlaÅŸtırır, filmde Dimitrof’un FaÅŸizme Karşı BirleÅŸik Mücadele, marksist klasikler ve özellikle Komünist manifesto militanın yol rehberleridir. Sürü’ye gelinene kadar iki baÅŸarısız filmle bir “İzin” alınmıştır sanki; sanatın ve sanatçının içinde yaÅŸadığı topluma, insana, insanımıza, insanlığa karşı tanıklık etmek ve iktidara tam hakikati söylemek için. Çünkü ancak böylelikle sanatçı yaÅŸadığını itiraf edebilir ve yaÅŸamına eserleriyle bir anlam katabilir. Sürü Siirt’in Pervari ilçesindeki göçerlerle baÅŸlar, feodal yapının kurallarıyla sınırlanmış ve bir çıkış arayan insanlardaki Umut’la Siirt’ten umuda yolculuk Ankara’yadır yalnızca sürüyü teslim etmek için insanları sürüleÅŸtiren bir düzenin boyunduruÄŸundan da kurtulmak için. Ankara, Ankara güzel Ankara’da ise Åživan’la Berivan’ı yolda halkımıza bi………….. taşıyan militanların faÅŸitlerce kurÅŸunlanmasıda, “bilirkiÅŸi bildikleri dostlarının” çalıştığı inÅŸaata kapıcı olmak hayalleriyle, hayatın soÄŸuk yüzünü anlatan sosyalist gencimizide tanırlar. Kırsaldan baÅŸlayan yolculuk yeni bir dünyada umuda saldıranlara karşı yenilikle biter. Film o yıllarda hem Türkiye’de, hemde dünyada “tam bir destan” olarak karşılandı, yalnız bir hikaye olarak deÄŸil insanımızın tarihsel birikimine yaslanan “birleÅŸik” mücadelemizin hem bir parçası, hemde tanıklığını yaptı.
GüneÅŸe Yolculuk’daki yolculuk ise étaşı toprağı altın İstanbul” dan baÅŸlar. El arabasında kaset satan Berzan ve su borularındaki kaçakları bulan Tire’li Mehmet’i biraraya getiren milliyetçi Conilerin korna çalmadıkları için saldırdıkları otomobildekilere yardımdır. İkisini biraraya getiren “insani bir histir”, hümanist kimliÄŸin bir parçasıdır. Ve bu insani duygu ve insancıl yardım etme, dayanışma bütün öykünün kurulmasını belirler. YaÅŸamları Türkiye’den manzaralarla bütünleÅŸir, bütünleÅŸtiÄŸi oranda da bir film öyküsünü aÅŸarak “çağının tanığına” dönüşür.
Zorduç’lu Berzan’ın ölümü-öldürülmesi bir mücadelenin, bir kimlik mücadelesinin baÅŸlangıcına dönüşür. Tire’li Mehmet “uzlaÅŸma-itaat etme” zincirini dışına çıkacak ve bir gün toprağına dönmek isteyen Berzan’ın köyüne doÄŸru yaÅŸamını yitiren Berzan’la yolculuÄŸa çıkar. İnsancıl yardımlaÅŸma hissi ve “korku ruhu kemirir” direnerek bir dönüşüm geçirir. Yolculuk bir tanıklığın ötesine geçer, tarihimizde iktidarın “sürgün” olarak kullandığı yerlerden Tire’nin yanık genci hudut köylüsü Zorduç’lu Berzan’la özdeÅŸleÅŸir.
Sürü ile GüneÅŸe Yolculuk arasındaki onyılları birkez daha düşünelim. 1970′li yıllarda mücadele daha çok merkezdeydi, metropollerdeydi. Ama anadolunun bütünündeydi. Yüzbinleri bulan 1977 1 Mayıs’ ındaki insanların içinde herhalde Türkiye’nin her kültüründen, her bölgesinden, her ÅŸehrinden umudu sosyalizmde gören insanlar vardı. Fabriklar, tarlalar, siyasi iktidar herÅŸey emeÄŸin olacak isteÄŸiyle yürüyorlardı.
Son on yıla damgasını vuran mücadelede “yalıtılmış adalar” oluÅŸtu. Sokaktaki insanada, tarlasında çalışan insanada meÅŸruiyeti-haklılığını ulaÅŸtıran 70′lerin sosyalist ideolojisi bu kez aydınlarından-basınından-sendikasına kadar ideolojik saflığını yitirmiÅŸ, stadlarda küfür malzemesi olmuÅŸ, aydınların toplumsal etkisi azalmıştı; mecliste bile halkın oylarıyla seçilenler özel kararname ile uzaklaÅŸtırılacak, toplumsal akıl kirlenmiÅŸ, kültürümüz parçalanmıştı. Bu tür birbirimize yabancılaÅŸtık, bir tür suçlu olarak birbirimize bakmaktan çakinir olduk, akıl ve yardımlaÅŸma anlayış yerini ÅŸiÅŸirilmiÅŸ ve manipüle edilen öfkeye dönüştü. Tarihimizde Irak halkı emperyalistlerce bombalanırken bir koyup bilmem kaç alacağız diye ellerini kovuÅŸturanlar baÅŸa geçmiÅŸti. Bu atmasfor mücadeleyle-insani kalmak ve insani deÄŸerleri pazara çıkarmamakla gerçeklerle korkmadan yüzleÅŸmekle olur. Yolculuk bir anlamda “dostluÄŸa ve aydınlanmaya” doÄŸrudur. Can Yücel bir keresinde 90′lı yılların siyasi iktidarına karşı “hayatları boyunca hiç Shakespeare okumadıkları için bunca kötülüğü yapabildiÄŸini” söylemiÅŸti. GüneÅŸin doÄŸuÅŸunun böylesine saf güzelliÄŸini görenler ve güneÅŸin doÄŸuÅŸunu karşılayan proleterlerimizin gücünü haklılığını anlayanlar önümüzde bir seçim var; tarihsel mücadelemizin bir parçası olmak ve güzelliÄŸe açılacak gücü bulmak yolculuÄŸa çıkmak güneÅŸi içenlerin türküsünü söyleyerek.
Yüreğiniz açıklayamadığınız gizli bir coşkunun etkisiyle titreyecektir, şüpheniz olmasın.


Comments
Henüz yorum yapılmamış.
Yorum yapın