Orada Bir Köy, O Köyde Bir Kör Vardı. O Kör Bizim Körümüzdü.

Prof.Dr. Doğan ÇAĞLAR

Abant İzzet Baysal Üniversitesi, Teknik Eğitim Fakültesi, Emekli Öğretim Üyesi, BOLU

Özel eğitimde görev alacakların bazı kişilik özelliklerine sahip olması, özel olarak seçilmesi, özel olarak eğitilmesi ve eğitim sırasında bazı özel davranış ve tutumların kazandırılması ÖZEL EĞİTİMİN ilk ve temel şartıdır. Bu temel şart sağlanmadıkça özel eğitim değirmeninin taşları boşa döner, UN YAPAMAZ…

24 Haziran 1954’te Gazi Eğitim Enstitüsü Özel Eğitim şubesinden mezun olmuş, kura ile İzmir İlköğretim Müfettişliği kurasını çekmiş ve 5439 sayılı kanunun 2. maddesine göre İzmir Buca’da açılacak Kız Yetiştirme Yurdu müdür yardımcılığına atanmış ve göreve başlamıştım. Aralık ayının son haftası rahmetli hocam Doç.Dr. Mitat Enç Ankara’dan telefon etti. “Doğan, Gazi Antep’te bir körler okulu açıyoruz, ama oraya gidecek müdür bulamıyoruz. Hiçbir arkadaşınız burada kurucu olarak görev almak istemiyor. Sen gelir misin?” dedi. “Hocam, benim branşım körler değil. Nasıl olur bu iş?” dedim. O bana “Seni iki üç ay kursa alır yetiştiririz Ankara Körler Okulu’nda” dedi. Hocamı kırmak istemedim. Kendim de Gazi Antep’li idim. İlim bir okul kazanacaktı. Kabul ettim. Gazi Antep Körler Okulu müdürlüğüne atandım ve 31 Aralık 1954 günü Gazi Antep’te görevime başladım.

Okul Gazi Antep’in en merkezi yerinde, daha önce kız enstitüsü olarak hizmet vermiş çok güzel ve sağlam bir bina idi. O zaman, yıllık 24.000 TL. ile kiralanmıştı.

Oturacak bir sandalyesi dahi yoktu. Bir tek öğrencisi de yoktu. Ama her hususta beni desteklemeye hazır Hakkı İnan adında bir Millî Eğitim Müdürü ile Mehmet Ali Çetik adında beyefendiliği temsil eden bir vali vardı. Benim, yatılı okul kurmada İzmir Buca Kız Yetiştirme Yurdunda 5-6 aylık bir meslek yaşantım vardı. İzmir’de sanayi gelişmiş olduğu için her şeyi kolayca satın almak ve bulmak mümkündü. Mevsim kış, biri üç biri iki yaşında iki oğlum vardı. Ümidimi kırmadan işe başladım. Ama başta öğretmen arkadaşlarım ve sevgili Gazi Antep’li hemşehrilerim hep bana: Körler nasıl okur? Bu bir lüks değil mi? Ayda iki bin lira bina kirası çok değil mi? Sağlam çocuklarımız kırık dökük binalarda okurken bu durumda bulunan çocuklar için bu kadar para vermek ve okul açmak doğru mu? diye bazısı açık, bazısı kapalı sorular soruyorlardı. Ben ise bir müdür ve bir de mühürden başka bir şeyi olmayan bir okulu kurmak durumunda bırakılmıştım. Üstelik, körler okuluna devam edecek öğrencileri de, körü çok olan Gazi Antep ve çevre illerden bulmalıydım.

Çok dürüst ve güvenilir Gazi Antep’li esnaflardan alınacak eşyalar ve yaptırılacak demirbaşları sağlamak kolay oldu; ama öğrenci bulmak için elim kolum bağlı idi. İlk olarak, Gazi Antep merkezinden az gören bir kız öğrenci geldi. Sonra iki kişi daha eklendi, üç öğrencimiz oldu. Çevre ilçelere, illere, hele köylere ulaşmak çok zordu. Telefonumuz da yoktu. Valimiz Mehmet Ali Çeltik çevre illerin valileri ile görüştü. Onlara bir de tamim yollandı. İlçelerdeki kaymakamlarla görüşüldü. Köylere giden jandarmalardan ve karakolu olan köy jandarma karakollarından okul çağında bulunan körlerin tespiti ve okula bildirilmesi istendi. Kaymakamlıkların ve jandarmanın çalışmaları sayesinde kısa zamanda birçok körün adresine sahip olduk. Ama sıra onlara ulaşmak ve onların okula yatılı olarak alınması için gerekli işlemlerin yapılmasına gelmişti. Aileler çocuğunu okula göndermek şöyle dursun göndermemek için direniyorlardı. Bu işlemlerin izlenmesi de ne yazık ki okul müdürüne düşmekte idi. Adreslerin saptanmasında büyük hizmetlerini ve yardımlarını esirgemeyen jandarmalara ne kadar teşekkür etsek azdır. İlçelerde kaymakam ve jandarmaların da yardımı ile bu adreslere gidildi. Bazen gönüllü, bazen zorla çocuklarının okula alınması için veliler ikna edildi. İşlemler ilçe yönetim kurullarında büyük bir anlayışla karara bağlandı. Nüfus kaydı olmayanlara -ki hemen hemen hiçbirinin nüfus kaydı yoktu- cüzdanları alınarak, okula yatılı olmak için her türlü işlemler, -hizmetlerini saygıyla yadedeceğim-, idare âmirleri ve kaymakamlar tarafından büyük bir anlayışla tamamlatıldı. Çoğu Gazi Antep ve ilçeleri ile köylerinden gelen kör çocuklarla okulda öğretim etkinlikleri de başlatılabildi. Bu arada çevre illerden de alınan ihbarlar değerlendirilerek öğrenci bulmak ve almak imkânı oluyordu. Bu işlemlerin izlenmesi ve tamamlatılması için müdüre bir kuruş yolluk ve yevmiye vermek mümkün değildi. Bazı masrafları da müdürün kendi parasından yapması gerekiyordu. Ama çevre il ve ilçeleri ile köylere gidiş gelişlerde Gazi Antep Millî Eğitim ve Bayındırlık müdürlüklerinin araçlarından yararlanma imkânı veriliyordu. Bunlardan çok ilginç olan bir olayı ayrıntıları ile açıklamak bugün bu konuda hizmet verenlere örnek bir masal olarak yararlı olacaktır.

1955 yılı Ekim ayının sonlarına doğru Gazi Antep’in İslâhiye İlçesi Sakçagözü Nahiyesine bağlı Hisar köyünde, biri kız biri erkek iki kör çocuk olduğu bildirildi. Aile bütün ısrarlara rağmen çocuklarını okula yollamak istemiyorlardı. Jandarma karakol kumandanı olan Assubaydan aldığımız bilgilere göre her ikisi de çok zeki çocuklardı. Köye giderek ailelerinin ikna edilmesi gerekiyordu. Ama o günlerde o bölgede yol inşa eden bir şirketin muhasebecisi eşkiyalar tarafından soyulmuş ve öldürülmüştü. O yol güzergâhındaki köylerde eşkiyaların izi sürülüyordu. Eşkiyalar bulununcaya kadar yol, gidiş-gelişlere kapatılmıştı. O yola çıkmak hayatî tehlike arzediyordu. Ama okul açılmıştı. Bu çocukların okuldan daha fazla mahrum edilmesi doğru değildi. Jandarma ile anlaşarak bir çıkar yol bulduk. Gazi Antep’ten Narlı yolu ile Maraş’a, oradan Kömürler’e gidilecek ve Kömürler’de Jandarma birliğinin de yardımı ve refâkati ile Hisar köyüne gidilecekti. Bu plânı uyguladık. Ama bu gidişe başta eşim ve yakınlarım ile Millî Eğitim müdürü rıza göstermiyorlardı. Çünkü hayatî tehlikenin tam ortası idi Hisar köyü. Bir sonbahar öğleden sonrasında köye vardık. Bir oda önünde orta yaşlı ve yaşlı köylüler toplanmış, oda önünde, bir gübre kümesi üzerinde güreştirilen bir kör kız ve erkek vardı. Bir de köpek. Köpek, onlar güreş tutarken eteklerinden tutarak kör çocuklarla oynuyordu. Bir jandarma müfrezesi ve iki arabayı görünce her şey durdu. Köye niçin geldiğimizi Assubay Jandarma kumandanı kesin ifadelerle anlattı. Sözü bana bıraktı. Ben dilimin döndüğü kadar açıkladım ama köylülerin hiçbiri benim sözlerime inanmıyordu. Onlara göre körler okuyamazlardı. Kısa bir süre sonra erkek körün, yani okula almak istediğimiz Cafer Barkuş’un annesi feryad-ı figan ederek odanın önüne geldi. Benim ayaklarıma kapanarak “Müdür bey, elini ayağını öpeyim. Benim bir tek oğlum var. Siz bunu Antep’e götürecek, yakacak ve külünden ilâç yapacakmışsınız. Kıyma, bize bağışla oğlumuzu. Ben onun için saçlarımı süpürge ederim, bakarım köyümüzde.” dedi. Biraz sonra eşi de geldi. O sessiz ve düşünceli idi. Durumu, olayın gerçek yüzünü ve amacımızı anlattım. Biraz sonra annenin gözyaşları dindi, feryad-ı figanı azaldı. O sırada, köyde kış için üzümden yapılan şıradan ikramda bulundular. Biz Cafer ile Fatma’yı araba ile alıp Gazi Antep’e okula götürmek istiyorduk. Ama baskın yapar gibi çocukları alıp götürmek ana babalarda şok etkisi yapabilirdi. İşi tatlıya bağladık. Cafer ve Fatma’nın ana babaları da çocuklarını bir hafta içinde Gazi Antep Körler Okuluna getireceklerdi. Muhtar ve bölgenin Jandarma karakolunun kumandanı Assubay da bunu takip ederek okula gelmeleri sağlanacaktı. Bu şekilde anlaşmaya vardıktan sonra biz geldiğimiz yolu izleyerek, Kömürler, Maraş, Narlı yolu ile Gazi Antep’e döndük. Gecenin geç vaktinde eve geldiğimiz zaman eşim, çocuklarım ve yakınlarımız evde endişe ile bekliyorlardı. Sağ salim dönmemiz herkesi sevindirdi.

Dört veya beş gün sonra Cafer ve Fatma, ana babaları tarafından Gazi Antep Körler okuluna getirildiler. Okulu ziyaret ettiler. Çocuklarının yemekhanesini, yatakhanesini, sınıfını ve nasıl okuma yazma öğreneceklerini küçük bir gösteri ile izledikten sonra huzur içinde sevinç gözyaşları ile okuldan ayrıldılar.

Cafer Barkuş ve Fatma hiçbir sorun çıkarmadan okul yaşamına kısa bir zamanda uyum sağladılar. Okul içinde serbestçe hareket etme becerisini kazandılar.

Okulda yatıp kalkmasına izin verilen biri müzik diğeri iş öğreticisi olan iki kör öğreticinin de gece gündüz öğrencilerle özveri ile çalışmaları sayesinde okuma yazmayı ve hesap yapmayı öğrendiler. Kısa zamanda gösterdikleri üstün başarıdan dolayı bir yıl geçmeden ikinci ve üçüncü sınıfa geçtiler. Her ikisi de diğer sınıf arkadaşları ile birlikte ilkokulu Gazi Antep Körler Okulu’nda bitirdiler. Orta okul için, sınavı kazanarak Ankara Körler Orta Okulu’na gittiler.

Orta okulu bitirdikten sonra Cafer Barkuş sınav vererek Vehbi Koç tarafından verilen bursla İstanbul Robert Koleje girdi ve orayı bitirdi. Robert Koleji bitirdikten sonra yine sınav vererek Vehbi Koç tarafından sağlanan bir bursla ABD’nin Boston şehrinde bulunan Perkins Körler Enstitüsünde yüksek öğrenimini tamamladı. Körlerin eğitimi konusunda çok başarılı çalışmalarından sonra mezun olduğu Perkins Körler Enstitüsünde işe alındı. Hâlen, aynı okulda hem kör hem sağırların eğitimi konusunda uzmanlık eğitimi gören bir kızla evlenerek kurumda görevini sürdürmektedir. İş hayatındaki başarıları onun işini aynı kurumda devam ettirmesi ile noktalandı.

Burada Cafer’in özel bir vak’a olarak alınması, Cafer’in okula başladığı günden itibaren, tüm yaşamı boyunca her işini düzenli yapmaya özel bir özen göstermesi, çevresindekilerle sağlıklı ilişkiler kurup sürdürmesidir. Cafer, kendisini yurt içinde ve dışında başarıları ile kabul ettirmiştir. Bu özellikleri, onun yurt dışında çok elit bir okulda iş bulmasını ve işini devam ettirmesini sağlamıştır. Bunun yanında, onunla birlikte okula aldığımız diğer sınıf ve okul arkadaşlarının birkaç tanesi hariç, hepsine yakını yüksek öğrenim yaparak iş bulma ve emekli olma olanağına kavuştular.

Cafer’in çok belirgin özelliklerinden biri de vefalı olmasıdır. 1995 yılında Uluslar arası bir toplantı için Ankara-Başkent öğretmen evinde bulunuyordum. Gece yarısı kapım çalındı. Karşımda CAFER ve sınıf arkadaşı Mustafa Kemal DOK vardı. Hayret ettim ve bu saatte Ankara’da ne aradığını sordum. Bakanlık, bir seminer için öğretim üyesi olarak çağırmış. Türkiye’ye gelmiş. Köyden annesini cep telefonu ile aramış. Annesi ona “Oğlum Cafer, seni köyden götüren müdürünü bul. Onun elini öp. Yoksa sana annelik hakkımı helâl etmem!” demiş. Bunun için Cafer beni sormuş, o sırada Ankara’da olduğumu ve Başkent Öğretmen evinde kaldığımı öğrenip ziyaretime gelmiş. Sadece Cafer’in değil annesinin 40 yıl evvelki iyilik yapanı hatırlaması beni çok duygulandırdı. Buna ek olarak beni memnun eden ikinci olay daha yaşadım. Cafer’in cep telefonunu Hisar köyündeki annesine vererek teknolojinin nimetini köyüne ve annesine götürmesi ve ondan yararlandırması idi. 1955 yılında, Cafer’in Gazi Antep’e götürülüp yakılarak külünden ilâç yapılacağını söyleyen ve onun için ağlayan ananın, onun yakılmadığını, fakat onu en yüce noktaya çıkaran sihirli eğitime aldığımızı ve sonucun ürünlerine kavuştuğunu görmek beni daha çok mutlu etmişti…

Orda bir kör var uzaktı. Onları bulduk, okula aldık, yeteneklerini en üst düzeyde geliştirerek onların, toplumda saygınlık duyulan, başkasından yardım alan değil yardım eden, bağımsız, onurlu yetişkinler hâline gelmelerinde, eğitim denilen sihirli süreçten yararlanmalarını sağladık. Bu hizmeti yapanlara ne mutlu…

Şimdi de kısaca Konya’da gördüğüm bir olayla yazımı noktalamayı uygun buluyorum.

YIL 2001. 11-13 Kasım’da Konya Selçuk Üniversitesinde düzenlenen Özel Eğitim Günlerine katılmak üzere Konya’ya gittim. 11 Kasım 2001 akşamı seminere katılanlar için düzenlenen bir akşam yemeği için toplandık. Yemeğe sayın Konya valisi ile Devlet Bakanı Hasan Gemici de gelmişlerdi. Yemekte yapılan sohbet sırasında Konya ilinde 150 kişilik modern bir körler okulu yapıldığını, ancak kör öğrenci bulunmadığı için bir başka kuruma tahsis edildiğini çok üzülerek öğrendim. NEDEN OLARAK KÖRLERİN OKULA KAYDOLMAK İÇİN BAŞVURMADIKLARINI SÖYLEDİLER. HEYHAT! İletişim araçlarının zirvede olduğu bir zamanda, körlerden, okula kaydolmak için başvurmaları bekleniyor. Körlerin görenleri bulması İSTENİYOR…

Sohbet sırasında İl Sosyal Hizmetler Müdürü, Bakana Konya ilinde DOKUZ SOSYAL HİZMET UZMANInın görev yaptığını azımsayarak arzettiler. Gece Polis evinde kalıyordum. Konya’da kör olmadığından bu maksat için hizmet vermek üzere yapılan bina başka bir kuruma verilmişti. Gece yatmadan, elimde taşıdığım Millî Eğitim Bakanlığınca yayımlanan 2001 Sayısal Veriler el kitabından KONYA il sınırları içinde sadece 7-14 yaş grubunda zorunlu eğitim çağında bulunan öğrenci sayısı 300.449 olarak gösterilmişti. Bunların binde ikisinin görme özürlü olduğunu kabul edersek Konya ili sınırları içinde 601 kör ve az gören çocuk olduğunu rahatça söyleyebiliriz. Bugünkü insan ve iletişim kaynakları ile bu 601 kör ve az gören kişiden 150 kişiyi bulmak hatta okula kaydını yaptıracak işlemlerin tamamlanması EN ÇOK 1 hafta alır. Çünkü, bildiğim kadarı ile Konya ilinin her köy ve mahallesinde bir okul vardır. Bu ilde en ücra köye kadar giden okullarda öğretmen ve her evden gelen bir çocuk var. Her köye ulaşabileceğimiz bir telefon, hatta CEP telefonu var. Bir rehberlik merkezi ve burada çalışan en az 16 kişi var. Sosyal hizmetler müdürlüğü ve burada görevli DOKUZ uzman var. Tüm dairelerde İSRAF düzeyinde resmî araba var. Konya’nın en ücre köyüne bile en geç bir saatte telefonla ulaşma imkânı var. Her ilçede ve il merkezinde belediye zabıtası, polis, köylerde jandarma örgütü var. Çok kaba bir tarama ile Konya ili sınırları içinde bulunduğunden en ufak şüphe etmediğim 601 körden 150’sini çok sağlıklı bir şekilde saptamak işten bile değildir…

Bunun tek izahı, zannederim 2002 yılında her çeşit imkânlara sahip görevlilerin, tabiî gören görevlilerin, hizmet bekleyen KÖRLERİN kendilerini bulmalarını beklemeleridir. FAKAT, KÖRLERİN GÖZLÜ GÖREVLİLERİ BULARAK ONLARDAN OKULA KAYDOLMALARINI İSTEMELERİ HİÇBİR ZAMAN OLMAMIŞ VE BUNDAN SONRA OLMAYACAKTIR.

Görevli, hizmeti vatandaşın ayağına götürendir. Hele hizmet bekleyen kör ise, görevlilerin, körün ayağına gelerek hizmet istemesini beklemesi kadar HİZMET ANLAYIŞINA TERS DÜŞEN BİR UYGULAMA OLABİLİR Mİ? Bu çağda çeşitli iletişim araçlarının zirveye çıktığı bir zamanda bu atalet Tanrı tarafından da affedilmeyecek bir davranıştır…

HİZMET AYAĞA GİTMİYORSA KÖR İÇİN BUNA HİZMET BİLE DENEMEZ… ORDA BİR KÖR VAR UZAKTA. O KÖR BİZİM KÖRÜMÜZDÜR. BİLMESEK DE, BULMASAK DA, OKULLARA ALMASAK DA, O KÖR BİZİM KÖRÜMÜZDÜR… Güftesini besteleyip plağını yapıp, pikaba koyalım. RPT’ye basıp bürolarda DİNLEMEYELİM. Gidelim, bulalım, eğitime alalım. Olmaz mı meslektaşlarım…

Doğan Çağlar