Öğretmen Eğitiminde Nitelik ve

——————————————————————————–

Ali ATASOY*
Pazarköy Ali Usta İlköğretim
Okulu Müdürü/Rize

“Pedagojik formasyon” olarak da ifade edilen ve öğretmen eğitimi programlarının önemli bir boyutunu oluşturan öğretmenlik meslek bilgisi derslerinin öğretmen adaylarına gerek hizmet öncesi, gerekse programları yoluyla etkili bir şekilde kazandırılması, öğretmenin niteliği ve dolayısıyla da eğitimin niteliği bakımından gereklidir.

Türk eğitim tarihine baktığımızda öğretmenliğin bir meslek olarak görülmesi, Darülmuallimin adında bir okulun ilk kez Tanzimat döneminde 16 Mart 1848’de İstanbul’da açıldığı bilinmektedir. Bu okul, öğretmenleri bir meslek okulundan yetiştirmek amacıyla kurulmuştu.

1850’de Darülmuallimin müdürü olan Ahmet Cevdet Efendi’nin okulu düzene sokmak amacıyla hazırladığı Nizamname, 1851 yılında Padişah Abdülmecit tarafından uygun bulunarak yürürlüğe konmuştur. Bu Nizamnamenin öğretmenlik mesleği bakımından belki de en önemli yanı; “Usul-i İfade ve Talim” olarak geçen “Ders Verme ve Öğretim Yöntemi” adlı pedagojik formasyon dersinin programda yer almasıdır.

Öğretmen yetiştirme tarihinde ikinci önemli gelişme ise, Nisan 1909 ile Mart 1912 tarihleri arasında İstanbul Darülmuallimin müdürlüğünü yürüten Satı Bey zamanında gerçekleşmiştir. Satı Beyin en çok iz bırakan eserlerinden “Fenni Terbiye”, yani Eğitim Bilimi kitabı, pedagoji ve eğitim bilimi dalında ülkemizin ilk eserlerinden biri olup eski öğretim yerine yeni öğretim yaklaşımını benimseyerek eğitim bilimine ilişkin ders ve uygulamaların hizmet öncesi ve hizmet içi eğitimle verilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Eğitim tarihimizde, öğretmenliğin bir meslek olarak görülmesi çabasıyla başarılı ve nitelik artırıcı arayışlara rağmen hızla artan öğrenci mevcuduna karşılık öğretmen ihtiyacını karşılamak üzere alınan kısa vadeli önlemler, öğretmen bulmada nicelik sorununa geçici çözümler getirirken ciddi boyutta nitelik sorunlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur.

1961-62 yıllarındaki vekil öğretmen uygulaması ile, 1970’li yılların politik ortamında hiçbir yüksek öğretim kurumuna giremeyenlerin öğretmen olduğunu görmekteyiz. 1974 yılında başlatılan mektupla eğitim, 1978’de başlatılan hızlandırılmış eğitim ve ardından yoğunlaştırılmış eğitim uygulamaları öğretmen sayısını hızla artırırken, öğretmenlik mesleğinin gerektirdiği niteliklere sahip olmayan öğretmenlerin eğitim sistemine katılmalarına neden olmuştur.

Çok daha yakın tarihimize baktığımızda 1996’da öğretmen yetiştiren yüksek öğretim kurumları dışından mezun olanlar da öğretmen olarak atanmıştır. Aynı alanda bile farklı uzmanlık dallarının ortaya çıkarak geliştiği bir çağda, öğretmenlik mesleğinin gerektirdiği formasyonu almamış kişilerin öğretmen olarak atanması olumsuz bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır. Öğretmen eğitimi programlarına eğitim bilimleri temelinde yaklaşıldığında; alan bilgisi, genel kültür ve öğretmenlik meslek bilgisi olmak üzere üç boyutunun olduğu görülmektedir. Zaten ülkemizde öğretmen yetiştiren yükseköğretim programları bu üç bilgi kategorisine göre düzenlenmiştir. Hangi meslek olursa olsun o mesleğe ilişkin bir alan bilgisinin olması gerekmektedir. Örneğin bir doktorun tıpa ilişkin alan bilgisini bilmesi gibi. Bunun yanında küçük bilgi, olgu ve olay kategorilerinin geniş bir yelpazeye oturtulmasına yarayacak genel kültüre de ihtiyaç vardır.

Öğretmenlik statüsü yalnızca bilgi vermek rolünü içermemektedir. Zaten bilginin yapısı, kapsamı sürekli bir değişim ve gelişim sürecindedir. Önemli olan bilgiye ulaşmada öğrenciye rehberlik yapmaktır. Eğer öğretmenin rolü bilgi vermekten ibaret olsaydı, bunu öğretim makineleri yapar ve teknoloji öğretmenin yerini alırdı. En azından teknolojik yönden gelişmiş ve teknoloji ötesine geçmiş toplumlarda öğretmen problemi kolayca çözümlenirdi. Oysa eğitim bilimleri, öğrencinin, öğretmenin anlattıklarından çok, öğretmenin duygu, düşünce, tutum, davranış ve yaklaşım biçiminden etkilendiğini ortaya koymaktadır.

Öğretmenlik mesleğinden söz edilebilmesi için bir öğretmenin “Kim, niçin, nerede, nasıl öğretilmelidir?” sorularına cevap verebilecek pedagojik formasyon bilgisine sahip olması gerekir. Günümüzde “bilen öğretir” ve “hiç bir şey olamadıysan bari öğretmen ol” sloganları, artık geçerliliğini yitirmiştir. Bilmek kendi başına sadece yeterli olmayıp; bilineni, nasıl, hangi yöntem ve tekniklerle karşısındaki hedef kitleye uygun olarak organize bir biçimde öğretileceğinin de bilinmesi gerekir.

İnsan kişiliğinin bedensel, zihinsel, duygusal ve sosyal bakımdan gelişmesinde önemli etkiye sahip kurumların başında gelen okul, bu alandaki rolünü hiç kuşkusuz öğretmenler aracılığıyla gerçekleştirmektedir. Eğitim kurumunun istenilen amaçlara hizmet etmedeki başarısı o kurumun temel unsuru olan öğretmenin niteliği ile doğru orantılıdır. Başka bir ifadeyle, hizmet öncesi ve hizmet içi eğitimde ihtiyaç duyulan programlardan uzaklaşılarak öğretmen unsuru ihmal edilirse, eğitim sisteminden olumlu sonuçlar beklenilmez. Bunun için öğretmenliğe “Ben öğretmen olacağım.” psikolojisi içinde öğretmenlik mesleğini benimsemiş; gerekli bilgi, beceri, tutum ve davranışa sahip olacak nitelikte öğretmen yetiştiren yüksek öğretim programlarından mezun olanların atanması gerekmektedir.

Öğretmenliğin bir meslek olduğu bilimsel gerçeğinden hareketle, farklı alanlardaki mesleklerde yetişmiş bireylerin eğitim sistemi içerisine dahil edilmesi uygulamalarının tekrarlanmaması gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki eğitim adına alınacak politik kararlar, bilimsel verilerle desteklendiği ölçüde başarıya ulaşacak ve ülkemiz aydınlık yarınlara kavuşacaktır.

KAYNAKLAR

1. Küçük Ahmet, Leyla, Öğret.ilke ve Yöntemleri, Ankara 1983.

2. Başaran, İbrahim Ethem, Eğitime Giriş, Ankara 1989.

3. Akyüz, Yahya, Türk Eğitim Tarihi, Ankara 1989.

4. Aydın, Ayhan, Sınıf Yönetimi, Ankara 2000.

5. Koçer, Hasan Ali, Türk Sosyologları, Ankara 1975.

6. Tezcan, Mehmet, Eğitim Sosyolojisi, Ankara 1991.

7. Gözütok, F. Dilek, Öğretmenlerin Demokratik Tutumları, Ankara 1995.

8. Varış, Fatma, Program Geliştirme, Ankara 1988.

9. Atasoy, Ali, “İlköğretim 2.Kademede Demokrasi Eğitimi” (Yüksek Lisans Tezi) Ankara 1998.