Kaptan’in Seyir Defteri’nden

——————————————————————————–

Ömer KARAYILAN

Aşkı burada buldum diyebilmek ne zor…

Aşk dişimizle tırnağımızla kazarak, savaşarak elde ettiğimiz bir şeydi. Aşk bulunan bir şey değildi. Zaten hayatta hazır bulduğumuz şeyler zorluklar ve yangınlardı. Sıcak bir külü avuçlamaktı yaşadığımız, sevmek adına…

Sen gelirdin, uzun, geçmek bilmez beklemelerin sonrasında. İçimde hep, gelememen korkusu olurdu ama, sen gelirdin. Gün buluttan çıkar, zaman dururdu. Sen gelince her şey bambaşka olurdu.Hatmiler bir başka güzel kokar, çayın tadı daha bir güzelleşirdi.

Gülüşün sihirli bir öpücük gibi canlandırırdı uyuyan her güzel şeyi. Umutları besleyen, büyüten bir iksirdi sıcak sesin, söylediğin bir hüzzam olsa da.

Sen gelirdin uzun, yüzyıllar kadar uzun süren günlerin, ayların sonrasında. Ellerini masanın üzerine yerleştirirdin, vazoya bir gül koyar gibi. Her seferinde biraz daha zayıflamış olurdun, kumral saçların güneşte biraz daha sararmış… Bu ince uzun hâlin, bu sararmış saçlarınla Temmuz başağına benzerdin. Başak, bereket demekti.

Ömrümüzün en avare yıllarıydı. Kaygısız, tasasız… İşsiz güçsüz değildik ama… Senin işin böyle güzel olmaktı, benim işim güzele bakmak…

En ağır iş bizimkiydi.

Ömrümüzün en beyhude yılları olduğunu söyleyenler olurdu, aldırmazdık. Dışımızda koca bir dünya duruyordu, bizimse iki kişilik dünyamız bize yetiyordu. Kâinat bizi buluşturmak için yaratılmış sanırdık, gerisi kîl u kâl.

Sen gittin bir gün, bir anda dönmemecesine.

Yapacak çok işimiz vardı daha, gitmemeliydin. Daha avuçlarımdan su içecektin. Daha güvercinleri yemleyecek, ezanı Sabâ makamından dinleyecektik.

Gitmeseydin dediğime bakma.Gitmesen olmazdı. Çünkü gitmesen, dünya cennet olacaktı. Cennet olacak olsaydı dünya, yaratılmasına ne gerek vardı? Hem kalsan bir rüya bir ömür sürer miydi ?

Gittin.. rüya devam ediyor…

GÜZ/ELLEME

Balkonda kurumayan çamaşır.. dalında sararan yaprak.. alnımın kırışığı.. saçlarımın kırlangıç oluşu…

Güzün gelişidir…

Güz bütün ihtişamıyla hayatın sofrasına oturur, mehâbeti vardır. Şuarâ bilir.

“Sevgilim senin de geçer zamanın,

Ne şöhretin kalır, ne hüsn ü ânın,

Böyledir kanunu kahpe dünyanın,

.”

Kalkan bir gemiye el sallamak, rıhtımda kalakalmak, kalkamamak güzü hatırlatır. Kimse muhayyel kızının adını Eylül koymak istemez, Bahar düşlenir hep. Çünkü güz, hazin öykülerin açış parantezidir.

Aslında güz, güzeldir. Kaybettiklerimizin güzelliklerini öğretir bize. Kaybedilince tekrar elde etmek istenecek güzel şeylerimizin, bir zamanlar var olduğunu anlatır. Bir zamanlar güzel şeylere lâyıktık demek ki. Kaybetmek, kazanmanın mümkün olduğu yerde vardır ve kaybediyorsak, gün gelip kazanabileceğiz demektir. Güzel şeylere lâyık hâle geldiğimiz zaman, o güzel şeyler bizi tekrar bulacaktır.

Güz güzeldir, düşündürür…