İstiklal Marşı Üzerine Birkaç Dikkat

Bizde bir Millî Marş’a duyulan ihtiyaç 1920 yılında Erkân-ı Harbiye Reisliği tarafından ortaya kondu. Erkân-ı Harbiye Dairesi, Maarif Vekâletine müracaat ederek millî azim ve imanı besleyecek bir marşın yazılmasını ordu adına teklif etti. Maarif Vekâleti 7 Kasım 1920’de basın yolu ile, konu hakkında bir yarışma açıldığını bütün yurda duyurdu. Birinciliği kazanacak şaire 500 TL mükâfat verilecekti. Bu, devrine göre büyük bir miktardır.

Yarışmaya katılacak şiirlerin 21 Aralık 1920 tarihine kadar Maarif Vekâletine gelmesi gerekiyordu. Gelen şiirler 23 Aralık’tan itibaren Vekâlette kurulmuş bir komisyon tarafından incelenecekti.

Yarışmaya katılım büyük oldu. Mecliste devrin pek büyük ünlü edibi ve şairi vardı. Bunlardan bazıları da yarışmaya katıldılar. Hatta Şark Fatihi olarak isim yapan Kâzım Karabekir Paşa dahi yarışmaya katılmıştı.

Yarışmaya 724 şiir geldi. Ancak bunlardan hiçbiri komisyon tarafından beğenilmedi. Bu arada Mehmet Âkif’in millî bir destan olabilecek bir şiir üzerinde çalıştığı etrafa yayılmıştı. Âkif, meclisin oturum dışı saatlerinde, loş köşelerde, Tâcettin Dergâhı’nın uykusuz geçen saatlerinde avucunun içine aldığı küçük kâğıt parçalarına İstiklâl Marşı isimli şiirinin ilk şekillerini karalıyordu. Ancak, şiirini yarışmaya katmayacağı da ağızdan ağıza söyleniyordu. Bunun sebebi yarışmaya konan mükâfattı.

Ancak Mustafa Kemal Paşa başta olmak üzere pek çok milletvekili Mehmet Âkif’in yarışmaya katılmasını, hatta Millî Marş’ı onun yazmasını istiyordu. Çünkü Türk’ün irade ve imanını ancak onun anlatabileceği inancı yaygındı.

Nihayet, Maarif Vekili Hamdullah Suphi, 5 Şubat 1921 tarihinde Âkif’e yazdığı bir mektupta “asil endişenizin îcap ettiği ne varsa hepsini yaparız” diyerek ve para meselesini kaldırmayı vaat ederek Âkif’in yarışmaya katılmasını sağlamaya çalıştı. Âkif, yakın dostlarının ve bilhassa Balıkesir mebusu Hasan Basri Bey’in ısrarı ile şiirini yarışmaya gönderdi.

TBMM’nin 26 Şubat 1921 tarihli toplantısında Millî Marş konusu ele alındı. Şiirleri incelemek üzere bir komisyon kuruldu. Komisyon, 724 şiir arasından 7 şiiri Meclis kürsüsünden okumaya karar verdi.

1 Mart 1921 tarihli, Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlık ettiği oturumda , Hasan Basri Bey’in bir takriri üzerine şiirlerin okunmasına Âkif’in şiiri ile başlandı. Daha ilk mısra büyük bir alkış tufanı ile karşılandı. Şiirin her mısraı yoğun alkış sağnağı ile karşılandı. Nafia Vekili İsmail Fâzıl Paşa’nın isteği kabul edilerek şiir dört defa ve her defası da büyük heyecan ve alkışlar arasında okundu. Kalan 6 şiirin okunmasından, meclis kararı ile vazgeçildi. Türk’ün irade ve imanını dile getiren şiir bulunmuştu.

12 Mart 1921 tarihli oturumda bu şiirin Millî Marş olarak kabulü oylandı ve kabul edildi.

İstiklâl Marşı, bir milletin millî ve dinî irade ve imanını ebediyyen ayakta tutacak ve besleyecek kudrette bir dil abidesidir. Türk milletinin mâşerî vicdanına onun kadar yakışan bir başka şiirimiz yok gibidir.

İstiklâl Marşı yazıldığı sıralarda Anadolu’nun birçok şehri işgal altındaydı. Tarih boyunca devletsiz yaşamamış milletimizin istiklâl ve istikbâli tehlikedeydi. Ülkenin ufukları kap karanlıktı.

İşte Mehmet Âkif’in İstiklâl Marşı ile yükselen sesi, vatan semalarında böyle bir zamanda yankılandı.

Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak!

Burada korkmak fiili, hiçbir zaman ürkmek, çekinmek, hatta canından dolayı kaygı duymak manalarını taşımaz. Vatan ve istiklâl için milletçe duyulan asil endişeye bir cevap ve çıkış yolu teşkil eder.

İstiklâl Marşı, milletimizin, tarih boyunca bağlandığı ve yaşattığı değerleri, baştan sona kadar derin bir şiir örgüsü içinde işler.

Bu değerlerden ilki İstiklâldir. İstiklâl’in sembolü ise Al sancaktır. Al sancak, bacası tüten son ocak kalıncaya kadar dalgalanacaktır.

İkinci ve çok önemli duygu da Hakka tapmaktır. Âkif, istiklâlle Allah’a tapma arasında bağ kurar.

Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin , istiklâl

mısraı bunu açık şekilde gösteriyor. Burada Hak kelimesi, adalet, doğruluk değil, doğrudan Allah karşılığıdır.

İstiklâl Marşı’nda üzerinde önemle durulan bir başka sosyal değer de hürriyettir.

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!

Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.

Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

kıt’ası bu fikri mükemmel şekilde dile getiriyor.

Bütün şiirin en heyecanlı bölümü olarak gösterebileceğimiz bu kıt’ada sadece şiirin tonalitesi yükselmez, aynı zamanda güzel bir çağrışımla Oğuz Kağan Destanı ile Ergenekon Destanı birlikte hatırlanır. Şiir tam bir tarihî derinlik kazanır.

Âkif, dördüncü kıt’ada sömürgeci batıya karşı çıkar. Batının maddî medeniyetinin saldırısını iman dolu göğsü ile durdurabileceğini söyler:

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar,

Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var

Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,

“Medeniyyet!” dediğin tek dişi kalmış canavar?

Bu son iki mısraın manası “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar, bırak ulusun, dursun, merak etme, o canavar, böyle bir imanı boğamaz” şeklindedir.

Bazılarının ulusun kelimesine verdikleri “yücesin” manası yanlıştır. Vurgu son hece üzerinde olacaktır.

Bu kıt’adan hareket ederek Âkif’i medeniyet düşmanı göstermek isteyenler olmuştur. Oysa Âkif, burada sömürgeci batı medeniyetine karşı çıkmaktadır. Asıl metinde medeniyet kelimesi tırnak içine alınmış ve özel mana belirtilmiştir.

İstiklâl Marşı’nın altıncı ve yedinci kıt’aları, özellikle yedinci kıt’anın

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?

Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, Şühedâ!

mısraları, son dokuz asrın Türk tarihinin ve Anadolu coğrafyasının vatan oluş şeklinin ifadesidir.

İstiklâl Marşı’nın dokuz kıt’ası ard arda çeşitli maddî ve manevî değerlerle zenginleşerek, gittikçe artan bir frekansla, istiklâle yürüyüşü dile getirir. Onuncu kıt’ası ise; daha önce işaret edilen bütün değer sistemlerini de tekrarlayarak, tam bir final mükemmeliyetine ulaşır.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!

Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.

Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:

Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;

Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl!

—–

Prof. Dr. Necat BİRİNCİ