DÜLGER BALIGINI ÖLDÜRDÜK

--------------------------------------------------------------------------------

Saniye ÖZDEMIR*

Aniden hatırladımDülgerBalığını ve onun ölümünü. SaitFaik’in o ünlü öyküsünü bilir misiniz?

Hani eski çağlarda bir canavar varmış.Bütün gemiciler ondan korkarlarmış. Nasıl korkmasınlar ki?Denizde gemi barındırmazmış.Hz.İsa, bu canavarı kulağına fısıldadığı birkaç sözle, denizlerin en mülâyim hayvanı yapıvermiş.

Bu cümlelerle başlayan hikâye işte.Dülger balığının hikâyesi...

Denizi sevmeyi SaitFaik’ten öğrendim.Suyun kıyısında yaşayan, suyu görmeden yaşayamayan ben, deniz olmadan hiçleştiğimi SaitFaik’le anladım. Suyun içinde yaşadığımı yine onunla fark ettim.Dülger balığının adı onunla zihin sözlüğümdeki yerini aldı.

Peygamberin bir sözüyle melek oluveren insanların gayretleriyle yine eski hâline dönüşecek gibi.O hassaslık, kırılganlık, duygusallık; eşref-i mahlûk ile en aşağı yer mesafesi arasında olan insanoğlunun, aşağıyı seçmesine gerekçe oluşturuyor.

Hangimiz dülger balığı olmadık ki?

Karanlık geceye dökülen ışığın altında, yakamozları sayarken gözlerimiz, kaç defa yanıldığımıza hayıflandık? Kaç defa yenildik o asil mahlûka?Kaç defa aldatıldık?Kaç defa deniz yangınlar gördü?Ateş çoğaldı, çoğaldı... suyu boğdu.

Gençliğimi de alıp gittiğim çocukluğumun kapısında neler yoktu ki?Deniz aşırı yol katettim bu kapıya varmak için. Sarı bukleleriyle dikkat çeken bu çelimsiz vücut, ıhlamur vaktine sığdırdığı hayalleriyle karşımda artık.Öğretmenimin hangi durumda olursa olsun doğrudan şaşma öğüdünü tutardım.Matematik yazılısından hep bir alsam da davranışlarım beni kurtarırdı. Ne çıkardı dairenin alanını bilmesem, bir sayının karekökünü alamasam?Doğruyu söylemek gibi bir özellik vardı ya zulamda.

Güneşler açtı, güneşler battı.Hayatla buluştum. Donanımlıydım hayata karşı.Karşılaştım insanlarla, insan bu; et-kemik, yalanlar konuşuldu doğru sandım.Böyle düşünmek işime geliyordu ya, neyse.Doğrudan başka, elimden gelen bir şey de yoktu hani. Bütün seçenekler sümen altı.Ben de doğruları söyledim, yine sınıfı geçeceğimi düşündüm. Heyhat! sınıfta kaldım.Tek tesellim sınıfımın kalabalık oluşuydu, bencillik bu ya...

Hepimiz sırasıyla dülger balığı olduk.Hepimize kendi hayatımızın başrolü verildi.Kimimiz hoyratça harcadı hakkını, kimimiz başkasına devretti gönüllüce.Hayat hakkını başkasına devredenler daha bir balıklaştı ve karaya vurdu, karalar giydi.Ziyanı yok ama gönül istedi, gönül verdi. Şikâyet yok, kalp, dile gelse de akıl onu susturdu. Akıl galip, gönül mağlup.Gönül mağlubiyetini kana kana yaşadı.Gözleri denizin tuzlu suyuna karıştı.Uzaklara, uzaklara yol aldı.Deniz aşırı...

Sınıfı geçmek icap ediyordu, hayatta kalmak, ayakta kalmak zorunlu ihtiyaç.Ölüm hakkı yok. Nasıl ki hayat kendi isteğimiz dışı. Her kimse kendi içinde yaşadı. Hiç kimsenin düşündüğü anlaşılmıyordu.Aksi söylense de gözler de bu oyuna katılmıştı.Yalan söyleyemeyen bizler gözlerin hışmına uğradık.Doğruyu söyledik, yaralandık.

Dülger balığını duyunca üzüldük, ölümü uzun sürüyor, tıpkı doğduğumuzda ölmeye başlayan bizler gibi. Oysa ki o bize daha bir üzülürdü bizi görseydi. Başka bir bakış açısı; tarafsız, aitliksiz...

Biz ki ait olmak için hayat hakkımızı kullandırdık, biz ki duygularımızı açarken hassastık, sevdamıza nazlı nazenin yaklaşırken biraz da küser huyluyduk, biraz da mağrur. Sokakta mendil satan çocuğa karşı duyarlı, yolumuza çıkan sevdaya kara sıfatı ekleyecek kadar yürekli, bir o kadar da ürkek.Bildiğimiz kadarıyla sevdamız geceyle hemhalken biraz da utangaç.Bizler bir değil asıl sayıyı lügatimden çıkarıyorum binlerce dülger balığıydık.

İnsanlar bizi ellerine geçirdiklerinde böbürlendiler. Öyle ya; bir sıfırdı durum. Eşitlik kaldıramayan, adı aşk olan bir oyunun içindeydik.Hayatla aşkın buluşmasını da hesap edersek seyredin savaşımı.Durum her geçen dakika aleyhimize döndü, sıfırı değişmemek kaydıyla skor değişti durdu. Ta ki yolun bittiği ana kadar.

Yol bitişlerinde dülger balığının hassasiyetindeydik. Bilinçle kaçırdığımız trenlerde kaç valiz kaybettik?Çok defa bitti dediğimiz gönül macerasına her sabah aynaya bakarken yeniden başladık. Sevda hummaları yaşadık güneşin altında terlerken. Cam kırıklarında çoğaldı ellerimiz.Gönlümüz vurgun yese de vuranın hilâlleşen tarafı çok defa dolunay oldu. O küçük bir göktaşı kalmakta dirense de biz büyüttük, güneş oldu.İnmeyecek yağmurla gelecek yolcuyu, güneş doğudan yükselirken, hastanenin kapısında siren çığlıkları eşliğinde çok defa bekledik.Binanın içinde ıstırap çekenlerle yantık. Beklenen gelmedi. Şikâyet yok, gönül istedi.

Kulpu kırık testiyi çeşmeye götürdük, getirdik.Her defasında dolu gibi görülen testiyi eve geldiğimizde boşalmış gördük.İçimizi boşalttılar sesimiz çıkmadı.Fark etmedik mi, fark etmek istemedik mi? Cevap vermeme hakkımı kullanıyorum.İnsanın insana zulmeti ağır geldi, sırf bu yüzden sorular cevapsız kaldı.Ellerimizle yüzümüzü örttük, hep eksik baktık, görmek istediğimiz kadar...

Gelecek güne umut, aya rica; sevgilinin umutları üşümesin, yıldızlarını yak derken gönül, gönüllü işkence çekti.İşkence direğinde beklerken gelecek günü, ayaklarımızın altına yığılan korkunun imgesini çokça duyduk... Hangi maviyi aramış, hangi yeşilde yanmıştık?

Hani güneş doğudan yükselirdi?Orta Doğudan yükselen yangını görüp evlerimize çekildiğimiz anlarda yenilginin tadını öyle derin duyduk ki...Elimiz bağlandı, gözümüz köreldi, açamadık.

Elimize rüzgâr değdiğinde değişti her şey.Mermerleşti ellerimiz, dokundular taş kesildi.Öfkelendik, öfkenin özsuyu bedenimizi yıkarken bir de bakmışız vücudumuz değişmiş.Vücudumuzda çiviye, testereye, kesere, kerpetene benzer çıkıntılar oluşmuş.Saçlarımız artık kemikle kılçık arası. Yüzümüz şeffaf bir naylonla kaplı, içimiz başkaca olsa da görüntü kurtuluyor.Ayaklarımız incecik bir zarla çevrili, bu yüzden azıcık insana benzeriz.

Yüzümüzde anlık tebessümler saklı.Sigara günde üç paket.Dudaklar izmarit izi. Dişlerimizi sıkıyoruz, iki seçenek:Ya kırılacak ya sağlam çıkacak. Vitrinlerde bebeleri kirleten dünya, büyüksün.Dünyaya ne gam.İnsan hükümlü.

Hangimiz dülger balığı olmadık ki?Kırılganlığımızdan eser kalmadı. Hassasiyet?O da ne?Duygular kalplerde kaldı, geriye ilk çağlardaki hâlimiz kaldı.O çağlarda İsa vardı, sonuncusu da geldi ve gitti. Kulağımıza bir çift söz edecek biri de kalmadı.

Şimdi okyanustayız, ilk çağlardaki gibiyiz.Uğraş balıkçı oltan boş, gemin yok artık.Uğraş insan, uğraşabilirsen.